bu dünya bu evren beğenmedim

(Sönüyor, hangi yıldıza baksam
ve dönüyor peşimde iki cihan dünya
Yakamdan düşmüyor karanfil kokusu
.
Unutmuyorum
seni ilk kez öptüğüm ağacın altındaki
cinayet mahallini Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Şiir

Hayali İtalyan Kenti

como gölü

Sen bir kent olsan içinden akıp giden nehre bakardım, dalıp giden bir karabatağın ardından hayallere dalar ve A noktasından B noktasına giden en uzun yolu tercih edip sokaklarını bir bir gezerdim. İnsanlarınla bir bir konuşurdum. Selam verir, sonra da gazete manşetlerine bakardım. Belki bir bankta oturur biraz da okurdum, Başbakan Conte ne demiş, Berlusconi nasıl yorumlamış. Bilirsin işte, siyaset boyuna pislik boyuna. Politikadan bıkardım belki bulmacasına da bir göz gezdirirdim işte, vaktim filan bolsa, hani bunu da tahmin ediyorsundur. Söylemeye gerek var mıydı ki? Bilemedim.

Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Öykü, Düzyazı

YETİŞKİNLİKLER

398225_10151202507094868_907125468_n

İçim gidiyor kanayan yıldızlara
Dişlerimi caddelerde kaybediyorum
Düşlerimi 5 kuruşa satıyorum mezatlarda
Uyuyamıyorum bu canlı mezarlarda
Haykırıyorum
Gel beni kurtar
Haykırıyorum sana
Gel diye

Okumaya devam et

1 Yorum

Filed under Şiir

TALES OF A CAT TAIL

IMG-20180426-WA0013.jpg

annem aynaları perdeyle örterdi
perdeleri camla
camları zamanla…
yanağımı benimle öperdi bazen
yanağımdaki ruj izine bakın biraz da

Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Şiir

KURGUSUZ ÖYKÜLER GECESİ

Öykü Gazetesi

Çünkü belki de ruhu şad olur. Doğruya doğru, bu sefer kurgu yok.

6 yaşında şort giyen minik bir delikanlıyken arkadaşlarla yüksek bir yerden atlıyorduk. Son atlayışımda işler ters gitmişti ve dizimin üstüne düşmüştüm. Aksi gibi canım fena yanıyordu. Ama işin ucunda erkekliğe bok sürdürmeyeceğiz ya, mağrur bir savaş gazisi edasıyla bir köşeye oturdum. Fakat baktım çok kanıyor, acı da dinmek yerine iyice artıyor, vakit kaybetmeden eve babaannemin yanına geldim.

Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Anı, Öykü, Düzyazı

BACK TO BLACK

black-abstract-background-28

Siyaha dönüş sancısı
ve akıp gidişi hayatın

Mor geyikler uçup dünyayı turluyor
dört günde
(öyle etkili bir rüya ki)

Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Şiir

iyi geceler tatlı kâbuslar

gece-gokyuzu-neden-karanliktir

Tanrım,
Bu dünyaya ölmeyen
öldürmeyen melekler bağışla
Tersten yazılmasın sonra
eski ahitler
Tersten yakılmasın sonra
hüzünlü parliamentler
Sonra ben de çokum esasında
fazlayım,
fazlalığım bu dünyaya

Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Şiir

Mağaramda Tuzlu Su

mağara

Onlar gündüzse sen geceydin
Karanlık ve kirli ve yapış
yapışkan bir yağmur altında
ıslanmıştım
İşte, tüm görmeyi bilen gözlerin önünde
az ötede, titreyen bir yavru köpektim
üşüyordum yahut ürpermiştim

Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Şiir

DÜNYEVİ RUHLAR MÜZİKALİ

x

Dünyevi Ruhlar müzikalinde sesinizi görmüş, yüzünüzü duymuştum. Sahi sizdiniz o. İç gıcıklayıcı bir yüzünüz, bakmaya doyulmayan sesiniz vardı. Kelimelerce konuşmuş, hayatlarca dans etmiştik. Portakal kadar sarhoş olmuştuk birlikte ve hayallerce sevişmiştik.

Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Öykü, Düzyazı

LITTLE PIGGY

Öykü Gazetesi

Küçük domuzcuk baktı kaldı suratıma. Annesi vefat etmişti. Kafasını okşayıp şefkatle sevdim onu. Kaybedilmiş yıllarımın çocuksu sevgisi.

Burnunda biraz çamur vardı. Çamurda biraz ben vardım. Kısacası umrumda değildi kirlenmek. En güzel elbiselerimle domuzcuğa sarıldım. Sonra ağaçlar vardı meyveler veren. Gölgeler içinde bir domuzcuk bir ben. Hepsi turuncuydu. Her şey. Herkes. Neşeli bulutlar ve özgürlük vadeden bir gökyüzü. Domuzcuğa parmağımla gökyüzünü işaret ettim. Sadece aptallar parmağın ucuna bakardı. Domuzcuk ise zekiydi. Ve annesinin gökyüzünde olduğunu hemen anladı o da. Beni kalkmam için zorladı. Kalkınca da eski püskü boş bir binaya ağır ağır götürdü. Biraz tereddüt etmeme rağmen onu takip edip içeri girdim.

Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Öykü, Düzyazı

DOĞUŞ

Nasıl da sevmişim seni, böyle büyük aşk yakışır kalbe
Belli mi olur? El sallarsın belki bana ufacık o pencereden
Yüzüm kızarır yüzüm yanar
Sular kızarır sular yanar bir akşam vakti

Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Şiir

çığlık çığlığa / itiraf vakti

sb

Bu hayvanlar birlikte ne yalnız
İnsanlar ne kadar yalnız ikişer üçer

Beşiktaş’ta bir meyhanenin kapı ağzında
Ellerimde çiçek
Zihnimde annem kokan türkülerle
Geleceğin yolları bir bira bir çay eşliğinde
Halamın on yedisinde sardığı tütünün dumanı eşliğinde
Bekliyorum
Beşiktaş’ta bir meyhanenin eşiğinde

Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Şiir

takvimlere eylül düştü / dudaklarıma ismin

x

Seni özledim çocuk
Bomboş kırlarda kendi kendine dans ederken
rüzgar eteğini uçurmuşçasına neşelisin şimdi
Bilirim ölçüsünde kızardığını da
Bak bu çok gerçek… sen gerçeksin çünkü

Okumaya devam et

4 Yorum

Filed under Şiir

YİRMİ BEŞ

Screenshot-2017-10-13 Instagram fotoğrafı Uğur Ergün • 29 Mayıs 2015, 06 43 • Instagram

Geçtiğimiz günlerde 25 yaşıma girdim. Fakat önceki yaşlarımdaki gibi bir heyecan her nedense yoktu içimde. Dönüp aynaya baktım. Gözlerindeki fer kaybolmuş dedi ayna. Bir hayli zayıfladın son günlerde diye devam etti sözlerine. Herkes böyle diyor kaç gündür dedim aynaya, tartıya çıktım, ayna ve diğer herkes haklıydı. Sağlığım her geçen gün bozuluyor sanki dedim boş duvara. Benim de her geçen gün boyam dökülüyor, yaşlandık be azizim dedi. Başımla duvarı onayladım. Sanırım güney cephesine baktığı için biraz sıkılgan bir duvardı hemen konuyu değiştirip derslerimin durumunu sordu. Yanıtsız bıraktım. Alelacele giyinip kendimi sokağa attım. Mayısın ortasında böyle kasvetli hava da nerden çıkmıştı, hafif üşüyordum, ürperen tenim de bu gerçeği doğrulayıcı nitelikteydi.

Okumaya devam et

1 Yorum

Filed under Öykü, Düzyazı, Deneme

yarım limon

Kanon 2010

önce bir kedi gördüm havada. uçuyordu. rüzgarı da arkasına katmış havadaki bir kuşun peşinden uçuyordu. becerebilse bir fare gibi tek lokmada yutmaktı bütün çabası.

Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Öykü, Düzyazı

düşmekte olan uçağa övgüler

gotik

her hayat kendi intihar öyküsünü barındırır

-bir çizgi film gibiydi her şey
yerçekimini öğrenene kadar düşmediğimizi sanıyorduk-

aslında tam da yüksek bir yerden düşüyorken
tuttu ve bırakmadı elimi

Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Şiir

walking in past infinities

IMG_20170826_111325

korkuyla uyandım
‘seni seviyorum’ diye
sayıklayarak
uyandım şiddetle
yetmedi adını dudaklarıma aldım
ve küçük bir çocuğun oyuncağıyla oynadığı gibi
adınla oynadım
-güzelliğine uyandım-

Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Şiir

finally you woke up your filthy dreams in the midnight of the scumbag winter

ve sonra uyanıyorsun
kendin olmaktan sıkılmış bir bok çuvalısın
ne üzücü
sen sadece bir çerçevesin ve asla resim olamayacaksın
ruhun sadece bir başkasının gölgesinin kötü bir kopyası

bir klişe olmamak için binlerce kez yemin etmişsin
ve şimdi bir klişe bile olamıyorsun

Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Şiir

TARİH SENİN DUDAKLARINLA BAŞLAR

18953_250819323422_7683576_n

Bencilce sevişmenin tarihi, yani sen
Ellerimde sessizce daha yeni açılan
Bir nergis kadar bencil olmalısın…
Bulutlardan yüksek bacaklarınla
Gökyüzü kadar derin, gökyüzü kadar mavi
Ama her şeyden önce
Bir yer bulup oturmalısın
Çılgınca sevişmenin tarihi, yani sen
Ellerimde büyüdün küçük bir bulut gibi

Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Şiir

FREYJA

1917718_111512333422_8048913_n

Paramparça bulutlar gökyüzünde
Ağzımda kötü bir kan tadı
Dudaklarım açılmıyor bir şey söylemeye
İsteksizce susuyorum karşında
Gözlerimde gözlerinin yasıması
Kim bilir en son ne zaman ağlamıştım
Nerde Kaldı eski sevişmelerimiz
Uzun uzun öpüşmelerimiz

Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Şiir

buz mavisi

her şair gibi ortasındayım ömrün. çünkü her şair biraz ortasındadır ömrün. her şair ergendir her şeyden önemlisi. ve hiç bitmez o ergenlik. hayır, en nefret ettiğim kelime de bu yani. ergen. belki de sırf bu yüzden sevemedim kendimi. ama yok canım ne tür bir zevksiz beni sevebilir ki? hayat ne kadar garip değil mi? tırnağım kırıldı. sevgilim terk etti. dedem veremmiş. allah dede ülsermiş. ay dede gebermiş. pörtlesin bu dünya.

Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Düzyazı

MARSİLYA KOKAN KADINLAR

tree-264449_960_720

Odamın camından yeşil yapraklarıyla odama dolması gereken ağacın dalları çıplak. Hava hayvan gibi sıcak. Ve biraz loş. Dışarda iki zombi ağacın altında yuvarlanıyorlar. O kadar uykusuzum ki, neyin daha ölü olduğuna karar vermek, benim için oldukça zor oluyor. Benim gibi birisi için buz mavisiyle saks mavisini ayırt etmek bile her zaman zor olmuştur üstelik.

Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Öykü, Düzyazı

BAY KENDİNİ BİLMEZ

26201_330480008422_3680067_n
Sen bayan çok dudaklı
Ben bay seni öpmekle meşgul
Saçlarını okşuyorum bayan turuncu saçlının
Yatakta öpüşüyoruz vahşi ve istekli
Ne tesadüf kısa etek giymişsin
Bacakların çok güzel

Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Şiir

ÖLÜM SARIŞIN YÜRÜR

28709_393795778422_2601797_n

On iki çeyrek ve sancısı bir devrimin
Taşlı sokaklarında yürürken seninle
Saçmalamak birdenbire ve dağılmak
-Ölüm sarışın yürür-

Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Şiir

KİREÇ TAŞI

Hrant

Ölüm nedir ki?
Sokaklarda şans eseri rastlanmış bir ceset
altı üstü talihsiz bir komedya, bir de İstanbul
yanlış anlamayın
beyimiz böyle buyurdu

Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Şiir

ağaçsız orman

1917851_186599938422_6470373_n

üstünde beyaz bembeyaz kuşlar uçuşan
son şiirimde kahraman yaptığım
kadın
öyle güzeldi ki
öyle
öyle hatıralıydı ki
gözleri (ağlarken)
ona hiç düşünmeden şiir yazmayı
kabul ettim
ve dudaklarındaki mor asude salkımlarını
izlerken
üstünde uçuşan beyaz bembeyaz kuşları
tasvir ederek şiire başlamayı yeğledim

Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Şiir

with a brand new name

hayali bir radyo kanalı kurdum kendime. adı radyo hit. hadi bakalım. ama adına aldanmayın. yaza damgasını vuran şarkılar çalmıyor orada. hit şarkılar yok. e peki ne çalıyor? mesela nirvanadan lithium çalıyor. sonra edebiyat üstüne sohbetler var. mesela çak palanyuk yarattığı karakterlerden en çok fertility holis’i severdi gibisinden konuşmalar. hayvanlar alemi programında ise ilk bölümümüz kediler ve ornitorenkler üzerineydi.

Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Öykü, Düzyazı

kafam arıza

gemiii

Her şey iyi her şey güzel de, o yok ya hani burda. Kafam arıza… Bir gece, on bin acı… Cenevizde küçük bir balıkçı gemisi, Torino’da kör bir aslan terbiyecisi gibi. olmuyor işte. bir türlü olmuyor ya hani.

Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Düzyazı

sepsis

428940_10150545672558423_1243027722_n

beni yanlış doğurdular aslında
süt vermeyen ineklerin
bal yapmayan arıların
ortasında
kendimden kaçıyordum oysa

Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Şiir

apathy

eski sütçü babası adam ağlar dururdu parmaklarıma
dönüp arkamı çekip gitmişliğim bundan değildir
ben beni bileli uğur ile ben
eski sütçüyle yakar dururdum geceleri

Okumaya devam et

1 Yorum

Filed under Şiir

mart da geçti

her şey başladığı gibi biter. hiçlikten doğan her bebek en fazla 120 yıl içerisinde yine hiçlik olacak. hayali kedim oradan atlayıp, aşk hariç diyor. sadece rakı yudumlarken bana görünür olan bu mavi kedinin derdi başı bana muhalefet etmek. gözlerinin içine bakıyorum hüzünleniyor. başını okşuyorum. bir süre susuyoruz. mart ayı geçeli çok oldu halbuki diyorum. o hüzünlü ağzını bıçak açmaz kedinin bir anda kelimeler ağzından dökülüveriyor:

Okumaya devam et

8 Yorum

Filed under Öykü, Düzyazı

İHBAR

ihbar

İhbar ediyorum kendimi gözlerine
İhbar ediyorum ezilmiş kalbimi
Çocuksu sevinçlerimi bir kenara atıp
Yılan derisinden çizmelerimle
Yere yarım yamalak basıyorum
Yere çeyrek çemelek basanlara
ise
küfür
ediyorum

Okumaya devam et

7 Yorum

Filed under Şiir

naber?

428940_10150545672558423_1243027722_n

anlamsızlığa yelken açıyorum. delik deşik, yırtık mı yırtık bir yelken. hem de turuncu. kendime bir ben seçip yazıya öyle başlıyorum. kendimi kendimden sakındım senelerce. ve şimdi hayatıma bir ben daha girdi. ben ve öbür ben. yanlış anlamayın, şizofren değilim. ya da öyle miyim?

Okumaya devam et

8 Yorum

Filed under Öykü, Düzyazı

grilikler

Eski fotoğraflara baktıkça yeni yüzler görüyorum
ve gökyüzünün bambaşka bir renkte olduğunu fark edip
anın griliğinde kayboluyorum

Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Şiir

ah rabia

1917723_116568348422_1848157_n

-tek devlet, tek bayrak, tek vatan, 4 karı-
1. hadiye, 2. saniye, 3. salise, 4. rabia
teslis, teslis, teslis
ah rabia, ay ışığım, sensin tesellim Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Şiir

yalnız kuşlar meyhanesi

gece-gokyuzu-neden-karanliktir

saat gece üç buçuktu. her zamanki gibi seni özlemiştim. çünkü ben hep saat gece üç buçukta seni özlerdim. sonra çıktım yatağımdan. senin içinde olmadığın o yatak ben de kendisinden ayrılınca öylesine boş kaldı ki, bunu ben değil, meyhaneye giden kuşlar anlatabilir ancak. (sıradaki meyhane tüm ötüp de kavuşamayan kuşlara gelsin.) Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Öykü, Düzyazı

öylesine

Ne kötü yağmur bu şimdi yağan? Yani karakteri kötü anacım. İnsanları ıslatmaya ant içmiş de öyle yağıyor herifçioğlu.

Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Düzyazı

Başarısız Bir Yazarın Öyküsü

5ad87bde7152d822b45f20bd

Dünyada hepimiz sallantılı, korkuluksuz bir köprüde yürür gibiyiz. Tutunacak bir şey olmadı mı insan yuvarlanır. Tramvaydaki tutamaklar gibi. Uzanır tutunurlar. Kimi zenginliğine tutunur, kimi müdürlüğüne, kimi işine, sanatına. Çocuklarına tutunanlar vardır. Herkes kendi tutamağının en iyi, en yüksek olduğuna inanır. Gülünçlüğünü fark etmez. Kağızman köylerinden birinde bir çift öküzüne tutunan bir adam tanıdım. Öküzleri besiliydi, pırıl pırıldı. Herkesin, “-Veli Ağa’nın öküzleri gibi öküz, yoktur”, demesini isterdi. Daha gülünçleri de vardır. Ben, toplumdaki değerlerin ikiyüzlülüğünü, sahteliğini, gülünçlüğünü göreli beri, gülünç olmayan tek tutamağı arıyorum: gerçek sevgiyi! bir kadın. Birbirimize yeteceğimiz, benimle birlik düşünen, duyan, seven bir kadın!

Yusuf Atılgan’ın 1959 senesinde yayımlanan Aylak Adam kitabı edebiyata yeni bir soluk getirmiştir. İşte üstte okuduğunuz kitabın içindeki etkileyici kısa metin, sadece etkileyici olmakla kalmayıp genç bir yazara da büyük bir ilham kaynağı olmuştur. Bu pasajdan fazlasıyla etkilenen bu genç yazar, heyecanla daktilosunun başına oturup yazmaya koyulur. Bu metinden aldığı o yüksek ilhamla, gecesini gündüzüne katarak yazar. Genç yazarın başlangıçta kaleme aldığı kısa metin sonrasında küçük bir öykü olur ve dallanıp budaklanıp uzun bir öykü derken aşama aşama ilerler ve en nihayetinde 700 sayfalık dev bir roman hüviyetini alır.

Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Anı, Düzyazı, Sanat

Bir Tablonun Öyküsü

BS-259__model_2-1000x1000-800x445

Fransız tüccar Francesco del Giocondo, Floransa’da güzeller güzeli Lisa Gherardini’ye ilk görüşte aşık olur. Allem eder kallem eder bu güzelin kalbine girmeyi ve sonrasında da onunla evlenmeyi başarır. Fakat bir dakika, şimdi anlatacağım hikaye bir aşk hikayesi değil.

Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Düzyazı, Sanat

intihar & hissizlik

seneler öncesinde bir ara intihar etmeyi düşünüyordum. meyilliydim biraz. ama öyle çok ciddi bir acı çektiğimden değil. beni hayata bağlayan hiçbir şey yoktu. hayatım dışında kaybedeceğim hiçbir şey yoktu. ne mutluydum, ne de mutsuz. hayatımda hiçbir şey yoktu. hiçbir olay olmuyordu. ya da olay olanlar benim ilgimi dikkatimi çekmiyordu. duyguları hissedemez olmuştum. ot gibi yaşıyordum. ne yediğim yemekten bir tat alıyordum, ne oynadığım oyundan bir zevk, ne öptüğüm kızdan bir haz, ne de dinlediğim müzikten bir keyif. hayat anlamsızcaydı. gülen insanları, ağlayan insanları anlamıyordum. Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Düzyazı, Deneme

-çağrı-

xxx

her şeyin rengi değişiyor
her
şeyin
(vişne suyunun bile) Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Şiir

sana hediyem

bu geceki hediyem olsun sana ve sana ve daha çok sana

sonra şehre ölüm iner belki
ya da ağlayışım bir kömür olur gözlerindeki kanda
ve sen kokardı kelebeklerdeki kanatlar
kainattaki kanaat çarpardı yüzüme

Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Şiir