KURGUSUZ ÖYKÜLER GECESİ

Öykü Gazetesi

Çünkü belki de ruhu şad olur. Doğruya doğru, bu sefer kurgu yok.

6 yaşında şort giyen minik bir delikanlıyken arkadaşlarla yüksek bir yerden atlıyorduk. Son atlayışımda işler ters gitmişti ve dizimin üstüne düşmüştüm. Aksi gibi canım fena yanıyordu. Ama işin ucunda erkekliğe bok sürdürmeyeceğiz ya, mağrur bir savaş gazisi edasıyla bir köşeye oturdum. Fakat baktım çok kanıyor, acı da dinmek yerine iyice artıyor, vakit kaybetmeden eve babaannemin yanına geldim.

Sabunlu suyla yıkayıp kanamayı durdurdu önce. Ardından tentürdiyot sürdü, keskin bir sızlamayı ise üfleyerek dindirdi. Üstünü sardı. Dizim yarılmıştı, iz kalacağını söyledi. Üzülmüştüm. Ne yaptı ne etti neşemi yerine getirdi.

Şimdi gecenin bir yarısı sol dizime bakıp ağlıyorum. Yıllar yılı taşıdığım bu izin değerini yeni anlıyorum. Babaannem vefat etti. Haftalardır yoğun bakımda bilinci kapalı yatıyordu. Ben Amerika’dan dönmeden iki gün önce düşmüştü yoğun bakıma. Döndüğümün hemen ertesi günü yanına gittim. O gün bilinci kapalıydı, elini sıkıca tuttum bir süre. Babam yanında anne diye sesleniyordu belki duyar diye bir tepki verir diye. O ise uzanmış etrafta olan her şeyden herkesten habersizce derin bir uyku uyuyordu. O ay her ziyaretimizde durumun daha da kötüye gittiğini gözlemliyorduk. Doktorun bize anlattıkları da maalesef durumla paraleldi. Bir umut taşıdım yine de onca zaman. Defalarca hastaneye düşüp ardından sapasağlam kalkan kadındı o. Benim yaralarımı iyileştirmişti. Şimdi kendi hastalığını da tedavi eder diye umdum.

Aradan geçen bir ay işleri daha da kötüleştirmişti. Son olduğunu bilmiyorduk elbette, ancak bu babamla onu son ziyaretimizdi. Daha babaannemi göremeden doktor geldi yanımıza, gözlerimizin içine bakarak ağır tıbbi terimlerle konuştu. Albümin diyordu, akciğer diyordu. Ben pek yakalayamadım söylediklerini, ama ses tonuna ve mimiklerine bakılırsa babaannemin durumunun oldukça kötüye gittiği anlaşılabilirdi. Sonra basit şekilde dediklerini özetledi. Akciğerlerinde kritik seviyede sıvı birikmiş babaannemin ve bu sıvı alınsa da alınmasa da çok fark edecek bir şey olmazmış. %90’lara varan ölüm riski varmış. Bir an babama doğru bakma gafletinde bulundum. O cıva gibi adamın gözyaşlarını gördüm. Sonra tekrar doktora baktım. Doktor babama bakarak; hasta hayatla bağdaşmıyor, eğer izni imzalarsanız sıvıyı hemen alırız dedi ve gitti. Son kez ona baktım. Kelimesiz kalmıştım.

Ben çok üzülüyordum babaannemle son bir kez konuşamadığım için. Fazla geçmedi ki kaçınılmaz son geldi. Tam iki gece sonra telefon kara kara çaldı. Paldır küldür hastaneye gittik. Halamlar onu morga kaldırırken yetiştik hastaneye. Tüm gördüğüm siyah bir ceset poşetiydi.

Gece geç saatte eve geldiğimde, sol dizimi açıp baktım. O iz hâlâ duruyordu. Kalbimdeki bu acı iz de bir ömür duracak gibiydi.

(Öykü Gazetesi 21. Sayı / Haziran 2018)

Uğur Ergün

*Bu satırları 2014’te, o vefat ettikten birkaç gün sonra yazmıştım. Söylemeliyim ki 4 senedir köklerimi kaybetmiş hissediyorum.

Yorum bırakın

Filed under Anı, Öykü, Düzyazı

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s