Category Archives: Düzyazı

yalnız kuşlar meyhanesi

gece-gokyuzu-neden-karanliktir

saat gece üç buçuktu. her zamanki gibi seni özlemiştim. çünkü ben hep saat gece üç buçukta seni özlerdim. sonra çıktım yatağımdan. senin içinde olmadığın o yatak ben de kendisinden ayrılınca öylesine boş kaldı ki, bunu ben değil, meyhaneye giden kuşlar anlatabilir ancak. (sıradaki meyhane tüm ötüp de kavuşamayan kuşlara gelsin.) Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Öykü, Düzyazı

öylesine

Ne kötü yağmur bu şimdi yağan? Yani karakteri kötü anacım. İnsanları ıslatmaya ant içmiş de öyle yağıyor herifçioğlu.

Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Düzyazı

Başarısız Bir Yazarın Öyküsü

5ad87bde7152d822b45f20bd

Dünyada hepimiz sallantılı, korkuluksuz bir köprüde yürür gibiyiz. Tutunacak bir şey olmadı mı insan yuvarlanır. Tramvaydaki tutamaklar gibi. Uzanır tutunurlar. Kimi zenginliğine tutunur, kimi müdürlüğüne, kimi işine, sanatına. Çocuklarına tutunanlar vardır. Herkes kendi tutamağının en iyi, en yüksek olduğuna inanır. Gülünçlüğünü fark etmez. Kağızman köylerinden birinde bir çift öküzüne tutunan bir adam tanıdım. Öküzleri besiliydi, pırıl pırıldı. Herkesin, “-Veli Ağa’nın öküzleri gibi öküz, yoktur”, demesini isterdi. Daha gülünçleri de vardır. Ben, toplumdaki değerlerin ikiyüzlülüğünü, sahteliğini, gülünçlüğünü göreli beri, gülünç olmayan tek tutamağı arıyorum: gerçek sevgiyi! bir kadın. Birbirimize yeteceğimiz, benimle birlik düşünen, duyan, seven bir kadın!

Yusuf Atılgan’ın 1959 senesinde yayımlanan Aylak Adam kitabı edebiyata yeni bir soluk getirmiştir. İşte üstte okuduğunuz kitabın içindeki etkileyici kısa metin, sadece etkileyici olmakla kalmayıp genç bir yazara da büyük bir ilham kaynağı olmuştur. Bu pasajdan fazlasıyla etkilenen bu genç yazar, heyecanla daktilosunun başına oturup yazmaya koyulur. Bu metinden aldığı o yüksek ilhamla, gecesini gündüzüne katarak yazar. Genç yazarın başlangıçta kaleme aldığı kısa metin sonrasında küçük bir öykü olur ve dallanıp budaklanıp uzun bir öykü derken aşama aşama ilerler ve en nihayetinde 700 sayfalık dev bir roman hüviyetini alır.

Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Anı, Düzyazı, Sanat

Bir Tablonun Öyküsü

BS-259__model_2-1000x1000-800x445

Fransız tüccar Francesco del Giocondo, Floransa’da güzeller güzeli Lisa Gherardini’ye ilk görüşte aşık olur. Allem eder kallem eder bu güzelin kalbine girmeyi ve sonrasında da onunla evlenmeyi başarır. Fakat bir dakika, şimdi anlatacağım hikaye bir aşk hikayesi değil.

Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Düzyazı, Sanat

intihar & hissizlik

seneler öncesinde bir ara intihar etmeyi düşünüyordum. meyilliydim biraz. ama öyle çok ciddi bir acı çektiğimden değil. beni hayata bağlayan hiçbir şey yoktu. hayatım dışında kaybedeceğim hiçbir şey yoktu. ne mutluydum, ne de mutsuz. hayatımda hiçbir şey yoktu. hiçbir olay olmuyordu. ya da olay olanlar benim ilgimi dikkatimi çekmiyordu. duyguları hissedemez olmuştum. ot gibi yaşıyordum. ne yediğim yemekten bir tat alıyordum, ne oynadığım oyundan bir zevk, ne öptüğüm kızdan bir haz, ne de dinlediğim müzikten bir keyif. hayat anlamsızcaydı. gülen insanları, ağlayan insanları anlamıyordum. Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Düzyazı, Deneme

Hayali İtalyan Kenti

como gölü

Sen bir kent olsan içinden akıp giden nehre bakardım, dalıp giden bir karabatağın ardından hayallere dalar ve A noktasından B noktasına giden en uzun yolu tercih edip sokaklarını bir bir gezerdim. İnsanlarınla bir bir konuşurdum. Selam verir, sonra da gazete manşetlerine bakardım. Belki bir bankta oturur biraz da okurdum, Başbakan Conte ne demiş, Berlusconi nasıl yorumlamış. Bilirsin işte, siyaset boyuna pislik boyuna. Politikadan bıkardım belki bulmacasına da bir göz gezdirirdim işte, vaktim filan bolsa, hani bunu da tahmin ediyorsundur. Söylemeye gerek var mıydı ki? Bilemedim.

Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Öykü, Düzyazı

toplu taşımada kitap okumak şov mudur?

efendim, toplu taşımada kitap okumanın gereksiz bir gösteriş olduğuna dair bir sürü şey duymuştum. amaç tamamen entel gözükmekmiş. evde okumak varken neden otobüste ve metroda okunurmuş? kız düşürmek içinmiş tabii ki de. zaten sallanıp motor sesine maruz kalırken kitap nasıl anlaşılabilirmiş ki? neyse, uzatmayayım. tamamen basmakalıp laflar işte.

1234_5882

Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Düzyazı

Hazan Mevsimi

Gergindim. En son ne zaman doğru dürüst uyuduğumu hatırlamıyorum. Günlerdir 2-3 saatlik uykularla geçiniyordum. Uykunun şefkatli kollarıyla aram pek iyi sayılmazdı. Çünkü senden uzaktım. Belki, kendime kurulmuş çok cinayetli tuzaktım. Bile bile çektiğim bir azaptım. Çekiyordum. Sensiz uyandım. Sensizliğimden utandım.

Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Düzyazı

Anthony Burgess – Otomatik Portakal

otomatik portakal

İyilik ve kötülük arasında seçim yapabilmek ve düşünerek iradesini kullanabilmek insana bahşedilmiş bir yetenektir. Ancak, tıpkı Pavlov’un köpeğinde olduğu gibi koşullandırılarak (ıslah edilerek) kötüden uzaklaştırılan bir insana artık ne derece insan gözüyle bakabiliriz? Kitap, işte tam olarak bunu sorguluyor ve bu soruya verdiği net cevap da kitabın sadece ismi incelendiğinde bile kolaylıkla anlaşılıyor.

Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Düzyazı, Kitap Önerisi

hayal dünyasından bize ne getirdin, yoksa eli boş mu geldin diyenlere cevap niteliğinde bir cevap: elbette elim boş gelmedim dostlarım / size anneannemin ölüsünü getirdim

x

gece yarısı eve yeni varmıştım. sıcağı saymazsak keyfim yerindeydi. bir de tabii anneannem ölmüştü. durduk yerde ölmüştü hem de. ama zaten anneanneler hep ölürdü. yani şöyle bir düşünün. birisi anneannesiyle ilgili bir cümle kuruyorsa, %78 ihtimalle öldüğünü söylemektedir. cenazesi olduğunu filan anlatıyordur. %21 ihtimalle ise çok önceden ölmüştür de mevlidi olduğundan bahsediyordur. yani yaşayan ve cümlelere özne olma şerefine nail olan anneannelerin sayısı %1 ile sınırlı.

Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Düzyazı